Basından Seçmeler

İNSAN BİRİKTİRMEK...

"...Küçük dükkanlar vardır, dünyanın her yerinde, hepsinin ortak amacı müşteri biriktirmektir. Kimi vardır ki, kapısından girenin sıfatı önce insandır, sonra müşteri. Doğallıkla öyle çok insan biriktirirler ki, kendi işlerini aynı aşkla ya da teknikle pazarlayamayan birçok insan onların fahri elçisi olmuştur.

Mesela Arnavutköy'de Adem Baba Balıkçısı vardır. Adam başı bir aylık asgari ücret bırakılıp çıkılan balık lokantalarında, sadece balık yiyerek çıkarsınız, ama Adem Baba'dan bir yandan gıda alışverişi, bir yandan insanlık alışverişi yaparak çıkarsınız..."

DENİZ BAŞIBÜYÜK FİŞEKÇİ (CEO's dergisinden alınmıştır) Aralık 2008

İĞNENİN UCUNDAN, BALIK SOFRASINA

İlk yıllar teknenin içinde kıyıda taze tuttuğu balıkları dostlarına bizzat pişirerek ikram eden Adem Baba yıllar sonra Arnavutköy içinde evlerimizin içerisine kadar "Paketlenmiş hem de sıcacık Boğaz balıklarını" yollarken asla paragöz olmamıştır.

O 46 yaşına rağmen yine 3 adet teknesi ile filosunu taze balık avlamak için Boğaz'a motor basar. Belki gizli bir mücadele içinde taze balığı en ucuza satma gibi bir de "kahramanlık" ta yapmaktadır. Çok az sayıda masaları her zaman tıka basa doludur. Çaparisi, uzun oltası, kaşığı, yemlisi, hırsızlısı, mantarlı uzun oltası, ağı paraketası ile o bir "Balıkçıdır" Hoş artık Marmara'da olanca "cimriliğini"göstermektedir.

Ama yine de Adem Baba bizlere çok iyi dialog kurduğu gerek çevre balıkçıları, gerekse İstanbul balık halindeki dostlarından temin ettği mevsim balıklarını porsiyornu 3.5 ila 5 milyon arasında hem "lokantsında" hem de sofralarımızda yedirtebilme başarısını sürdürmektedir. Küçük kardeşi Mustafa Akbulut tüm işletmeciliği üstlendiği halde yine "ağabeyime" danışayımın ince terbiye süzgecini kullanmaktadır.

Yıllardır en pahalı yiyecek türü olan balık aslında restoran elbisesi ile bu denli değerlenmektedir. Oysa biz "lokantayız" diyen Mustafa Akbulut bu sayede her gelir grubuna lokantada ucuz balığı yedirtebilmenin huzurunu da taşıdığını söylemektedir. Dolan masalar, evlerin çevirdiği telefonlara paket yetiştireceğim telaşları o devasa "restoran" lara acaba bazı şeyleri anlatamıyoru mu? Boş sandalyelerin maliyetini dahi dolu sandalyeye yıkmaya çalışan girişimci ruhlu balık restorantları %300-400 kazanacağım diyerek ensesi arabası kalını kovalarken "ucuz" sözcüğünü tekrar kelime haznelerine alamazlar mı?

İşte Mustafa Akbulut biz asla bir başkasını model olarak kendimize almadık. Biz Adem Baba markası ile bir model gerçekleştirdik. Bunun ile kazanmıyor muyuz? Tabii ki kazanmaktayız. Her zaman taze günlük mevsim balıklarını içkisiz ve sossuz doğal hali ile kızartıp veya ızgara yapıp müşterilerimize sunmaktayız.

Balık köftesi, kalamar, karides, midye gibi çeşitlerimizi salata eşliğinde servis yaparken çalışan tüm personelimiz ile "aile" gibiyizdir. Bu müşterilerimize de aynen yansır. Biz yıllardır oltanın ucundan sofralara balığın taze ve ucuz yenilebileceğini kendimize özgü yapılanmamız ile ispat ettik. Örnek olmamız dileği ile...

(Marmara Haber dergisinden alınmıştır)

ADEM BABA

Ben balığı çok severim, her an her yerde yiyebilirim. Rumeli hisarı'ndan geçiyorsam aracımı durdurup tekneden balık ekmek alırım. Tadı başka oluyor. Telefonla sipariş vermek istediğimdeyse hemen Adem Baba'yı arıyorum, istediğim balık yarım saat sonra kapımda. Paketlemeleri çok iyi, balık yumuşamıyor. Balığım, yanında salatam televizyonun karşısına geçiyorum, ev de balık kokmuyor. Daha ne isteyebilirim ki !
Adem Baba Dalyan Balık Lokantası, önceleri Bebek'te teknede hizmet veriyordu. 1998 yılında Arnavutköy'deki yerine taşındı. Burada içki yok, fiyatları ucuz. Ne zaman gitsem aynı simaları görürüm. Zaten buranın müdavimi olmamak mümkün değil. Geçir jean'ini üstüne, git Arnavutköy'e mevsimine göre, ister hamsi tava ister çipura ye ve bir hamburger parası öde. Kalamar tavası bugüne kadar yediklerimin arsında en lezzetlisi. Restorana giderken yemek için sıra bekleyebileceğinizi aklınızda bulundurun.

(Volkswagen Dergisinden alınmıştır)

BALIK BURADA YENİR

Son günlerin rakı içerken balık yenmez tartışması hakkında ne düşünüyorsunuz bilinmez. Ancak balık yerken kesinlikle rakı içemeyeceğiniz bir yer var Arnavutköy'de, Adem Baba. Burası belki de İstanbul'un en taze, en iyi balıklarını en ucuza yiyebileceğiniz, şahane bir balıkçı.

Adem Baba, önceleri tuttuğu balıkları teknede dostlarına ikram ederken, sonra Arnavutköy'de dokuz masalık bu balıkçı lokantasını açmış. Artık işletmenin başında küçük kardeşi Mustafa Akbulut var. Çeşitli deniz ürünleri, mutlaka salata ve en taze cinsinden balık. Öyle üstüne kaşar rendelenip fırına verilme saçmalıkları burada yok. Izgara ya da tava olarak yiyeceksiniz balığı. . Gittiğinizde balık köftesi ve lakerdayı denemeyi unutmayın, hatta önden mutlaka bir balık çorbası da için. Kendi tuttukları balıkları, günlük taze taze satan bu balıkçının İstanbul'da eşi yok. Bu balık lokantasında fazla vakit geçirilmiyor, yiyen kalkıyor, ne de olsa içki yok. Unutmadan, evlere paket servis de var...

(Radikal gazetesinden alınmıştır)

BOĞAZIN EN UCUZ KÖŞESİ

Arnavutköy'ün orta yerinde taptaze balıklarıyla ünlü, lezzet/fiyat oranında rakipsiz bir durak. Adem, Şadem, Mustafa ve Hülya kardeşlerin dünya mutfağına armağanı: Türk usulü fast food balıkçı.

Levent-Maslak hattında çalışan beyaz yakalılar tarafından kısa sürede keşfedildiği için öğlenleri boş masa bulabilmek mesele. Öğleden sonra el ayak çekildikten sonra, eski bir bizans sarnıcını andıran tavanından duvardaki balık posterlerine kadar aslıda herşey çok özenli olan bu küçük mekanın tadını çıkarmak daha kolay.

Adem baba'da ızgara istavrit yada sardalya yemek, insanı çok eskilere, çocukluk yıllarına götürüyor. Sanki evinizin arka bahçesinde bir mangal yanmış da annenizin kendi eliyle tepeleme doldurduğu deniz kokulu tabaklara iştahla saldırır gibisiniz burada. Salata pırıl pırıl parlıyor, gümüş tava çıtır çıtır... Somon şiş, levrek ve çipura gibi 'Üst düzey' müşterilerin damak zevkine uygun çeşitlerde mevcut ama bence bu mevsimde en lezzetli balık istavrit. İçkisiz olduğu için akşamları 22:30 gibi kapanan Adem Baba'nın Etiler, Akatlar, Ulus gibi yakın semtlere paket servisi de var.

YİGİTLER ULUĞ (Vatan gazetesinden alınmıştır)

BUGÜN DEĞİL YARIN HÜCUM EDİN LÜTFEN

Bugün Cumartesi. Biz bugün program yaptık. Ben anlattım, onları da baştan çıkardım. Peki bana kim anlattı?

Tuğçe Baran. Vatan Gazetesi'ndeki o hınzır kız. Her şeyi biliyor. 'Mutlaka denemelisin' dedi. Denedim. Öldüm, bittim, hemen arkadaşlarıma söyledim.

İşte Muhittin, Zeynep ve ben bugün Arnavutköy'deki Adem Baba'ya gideceğiz.

Öğle saatlerinde. Lütfen o saate kadar taciz etmeyin. Malı bitirmeyin.

Bu zevkimizi öldürmeyin.

Öğleden sonra ne yaparsanız yapın, Adem Baba sizin olsun.

Söz, kapısının önünden bile geçersek namerdiz!

Biz bugün öğle saatlerinde Muhittin, Zeynep ve ben sardalya yiyeceğiz.

Sağır Sultan duydu. Sizin haberiniz yok mu? Şimdi sardalya mevsimi. En yağlı olduğu dönem, ele geliyor ele! Bir de bu Adem Babacılar, yemin ederim sardalya hazırlama uzmanı. Ortasından kılçığını alıyorlar, onları gül yaprağı gibi ikiye ayırıyorlar, ızgaranın üzerinde çok pişirip kömür etmeden önünüze getiriyorlar.

Of bu ne güzellik. Hele o tad!

Lokmaya çatalı takıp ağzına götürdüğünde, aldığın o tad var ya, ilahi bir tad, her balıkta olmaz. Başka balık da bu mevsim sardalyanın yerini tutmaz.

Bir de şöyle kocaman bir yeşil salata yanına... Tamam mı, siz öğleden sonra...

HAMİŞ: Adem Baba'nın bir özelliği de yeryüzündeki en ucuz balıkçılardan biri olması. Ama içki yok, haberiniz olsun. Bu arada afiyet de olsun. Ama sözünüzü tutacaksınız değil mi, öğleden sonra...

AYŞE ARMAN (Hürriyet gazetesinden alınmıştır)

ADEM BABA

Ekonomimizin iyiye gittiği yolunda olumlu haberler gazete sayfalarını kaplasa da, ortadirek ucuzluğu hala bekliyor. Beyoğlu'nun göbeğinde, Üsküdar'da, Beşiktaş'ta, Kadıköy'de "Simit Sarayı" türü yerlerin çoğalması tesadüf değil. Vatandaşın öğün geçiştirme mücadelesine elbette katkısı var.

Aynı şekide, ata yadigari balık-ekmek geleneği de önce motorlu deniz lokantalarıyla zenginledi. Şimdilerde içkisiz balık lokantaları rağbette, çünkü Boğaz'daki içkili balık mekanlarının çoğu el yakıyor. Arnavutköy'deki Adem Baba görünürde halk tipi, ama her kesimin rağbet ettiği balık lokantalarından biri. Her gün, saat 12'den 22:30'a dek açık. Size de öneririm.

Teknede başladı Balıkçı patron Adem Akbulut, Bebek'te teknede balık ekmekle işi ilerlettikten sonra, önce Arnavutköy'de ufak lokantasını (şimdilerde paket servis) açtı, ardından az ötede Adem Baba'yı açtı. Formül tuttu ki, bitişikte bu kez ikinci bir Adem Baba'da servise girdi. Biz de bir uğrayalım dedik, namınıza. Sokak içi Adem Baba'ya bir merdivenle çıkılıyor. Elden geçirilmiş yüksek tavanlı eski bir Arnavutköy evi.

Gümüş harika Güler yüzlü, efendi genç garsonumuz Polat istediklerimizi getirdi. Meze babında çok şey yok zaten: Karışık domates roka, kıvırcık, havuç ve kırmızı lahana salatası. Üzerine de mis gibi zeytinyağı... Bir kalamar tava ki yumuşacık ve çıtır çıtır. Meze yerine söylediğimiz gümüş tava da tam çerezlik. Kılçığıyla birlikte anında imha ettik. Banttan çok keyifli Yunan müziği çalıyor derinden derine; Arnavuyköy'e yakışır. Komşu masalar düzgün; dost, arkadaş, herkes kendi halinde.

Teşrifatsız balık Günün balıklarına gelince, çinekop, hamsi, istavrit, tekir, somon şiş, ve torik var. Kimi Boğaz'ın olta balıkçılarından, kimi de balık halinden geliyor, taze taze. Torik ızgarayı denesek. Az roka, bir baş yeşil soğan, limon refakatinde geldi. Bayılırım. Teşrifatsız balık lokantası işte buna derim. Şu sıralar torik çok lezzetli. Ama biraz daha az pişirmelerini de rica edebilirsiniz; içi kurumamış, harika olur. Az tahin helvası, az kabak tatlısıyla yemeğimizi bitiriyoruz. Yakında oturanlar için de paket servisi var, bilesiniz.

Hesap makul Duvarlara serpiştirilmiş çerçeveli eski Boğaz kartpostallarına bakarak hesabı istiyoruz. Hesabımızı dost Ömer'e ödeyip, afiyetle çıkıyoruz AdemBaba'dan. Sağ olun, gene geleceğiz.

ARTUN ÜNSAL (Posta gazetesinden alınmıştır)

DAMAĞINIZIN TADI ADEM BABA

Hem size hem de kendime biraz Boğaz havası aldırmak istedim. İşte bu yüzden de Boğaz'ın nazar boncuğuna yani Arnavutköy'e doğru yola koyuldum. Orada her bir mekanın tadı ayrıdır biliyorum ama ben yine de belki de coğunuzun bildiği o meşhur balık lokantasında yani "Adem Baba" da aldım soluğu.

Adem Baba'ya bugüne kadar hiç gitmediyseniz o enfes balıklardan önce size biraz geçmişinden bahsetmek istiyorum. 1995 yılında Akbulut kardeşler tarafından Arnavutköy'ün o gizemli sokaklarından birinde beş masayla açıldı bu balıkçı lokantası. Zaman içerisinde balıkların tadını alan herkes öyle bir kuyruk oluşturmaya başladı ki kapının önünde, bu ısrara dayanamayan Akbulut kardeşler bu kez ana caddede daha büyük bir mekana geçmeye karar verdiler ve bu beş masalık yerlerini de paket servis olarak sunmaya başladılar bizlere. Aradan seneler geçti evet fakat bu lezzet değişmesinin aksine daha da arttı.

Kapıdan içeri girdiğinizde öyle bir güleryüzle karşılıyorlar ki sizi, oturduğunuz masadan bir daha hiç kalkmak istemiyorsunuz. Fakat kapıda 'Hadi kalksalarda artık bizde balıklardan nasibimizi alsak ' diyen bakışlarla karşılaştığınızda, üzülerek ayrılmak zorunda kalıyorsunuz buradan. Adem Baba'ya doğru ilerlerken kafanızda yiyeceğiniz balığı belirlemiş olabilirsiniz fakat emin olun ki o taptaze balıkları karşınızda görünce hangisini seçeceğinizi karıştırıyorsunuz. Lüfer mi desem yoksa isavrit mi? Hayır hayır en iyisi torik şiş yemek... Bir de şöyle ortaya kalamar ve midye dolma... Oraya gittiğimde kafam iyice karışıyor. Çünkü her bir gece yenileri geliyor balık halinden bu balıkların. Hele bir çoğunun kendi balıkçı teknesiyle Adem Baba tarafından tutulduğunu bilmek daha da arttırıyor bu damak zevkinizi.

Lokantanın her bir yanı balıkçı ağlarıyla donatılmış. Fon da çalan müzikle birlikte Boğaz'da denizin ortasında ve sonra yavaş yavaş evinizde gibi hissetmeye başlıyorsunuz kendinizi. Evinizde diyorum çünkü buraya ilk defa geliyor olsanız bile bu samimi ortamı hissetmemeniz imkansız. Masanıza hatrınızı sormaya gelen işletmecilerin ve garsonların sohbetiyle daha bir ısınmaya başlıyorsunuz bu mekana.Günler ilerledikçe de kapıdan masaların boşalmasını bekleyen o kişiler gibi, bir bakıyorsunuz siz de müdavimi olmuşsunuz Adem Baba'nın.

Şimdilerde ise kapıda sıra bekleyen müşteri için üzülen bu güzel insanlar yeni bir mekan daha açmışlar. Hemen kaygılanmayın! Çok uzaklara gitmenize gerek gerek yok. Yine aynı yoldan yürüyeceksiniz, yine yere park edeceksiniz arabanızı. Çünkü hemen lokantanın karşısındaki eski bir Rum evini almışlar bu kez de. Tam da Adem Baba'ya yakışır şekilde içini yeniden restore etmişler. Daha geniş bir alanı içine aldığından daha çok sayıda dostlarımızla birlikte olabileceğimiz bir mekan sunmuşlar bizlere. Fakat daha büyük olmasından dolayı çok fazla sevinmeyelim derim sizlere. Çünkü burada da yine herzaman olduğu gibi masaları boşaltmanızı bekleyecek bir çok kişi, gözlerinize bakmasa da bu defa da aşağıdan seslerini duyacakmışsınız gibi geliyor bana.

Anlatılacak daha çok şey var biliyorum. Biraz daha bahsetmeye kalksam belki geçmişe belki de geleceğe gidebilirim. Hepinizin anlıları vardır. Bu mekana hiç gitmediyseniz bir an önce ulaşıp, anılarınıza dalmanızı ve bu mükemmel balıkların tadına kendinizin varmanızı tavsiye edebilirim yalnızca. "Peki burası tam olarak nerede?" diye sorabilirsiniz şimdi. Söylemeye gerek var mı? Arnavutköy'e gidin ve Adem Baba nerede diye bir sorun. Kime sorsanız gösterir...

(Watch dergisinden alınmıştır)

İÇKİSİZ, HIZLI BALIK

Arnavutköy'de, bütün süsü birkaç balıkçı ağı ve bol gemili duvar resminden ibaret küçük bir salon. İçeride, sürekli dolup boşalan 10-12 masa, koşuşturup duran garsonlar ve en "fiyakalı"sından hamsi, lüfer, kalamar kokuları... Burası son birkaç yıldır İstanbul'un en popüler fast food balık lokantalarından Adem Baba...

Önce şunu söylemeli: Adem Baba sosu, süsü olmayan, sadece yaptığı yemeklerin lezzetiyle var olan tipik bir esnaf lokantası. Ama onu benzer lokantalardan ayıran bazı özellikleri de var. Mesela müdavimleri... Öyle ki, işadamlarından yazarlara, sanatçılardan semt esnafına her kesimden, her gelir grubundan insanı ağırlayan bir mevlevi tekkesini andırıyor Adem Baba. Gelen kim olursa olsun, 40 kişilik küçük salonda yer varsa oturuyor yoksa öteki masaların boşalmasını bekliyor.

Balıkla rakı içilir mi? Lokantanın bir başka ilginç özelliği de fast food mantığıyla çalıştığı için içki servisi vermemesi. Duvarda da itiraz etmesi muhtemel "rakı-balık severlere" gösterilmek üzere özenle çerçevelenip asılmış Tuğrul Şavkay'ın "Balıkla rakı içilmez" adlı son derece hoş yazısı var.

Adem Baba'da her şey balık üzerine kurulu olduğu için Adem-Şadem kardeşlerin en büyük dertleri iyi balığa ulaşabilmek. Bunun için lokantaya ismini veren büyük kardeş Adem Akbulut'un üç teknesi her gün Marmara'ya açılıyor. Boğaz kıyılarında oltayla tutulan balıkların çoğu da -en küçük kardeş Mustafa Akbulut'un sözleriyle- "balıkçının dostu balıkçı olur" mantığıyla, Adem Baba'ya getiriliyor. Geri kalan açık ise (talep fazla olduğu için açık hep kalıyor) Kumkapı'daki balık halinden karşılanıyor.

Her türlü deniz ürünü var Menüye gelince... Adem Baba'nın Menüsü mevsimine göre her türlü balıkla, balık çorbası, balık köftesi, kalamar, çiroz, lakerda, midye (tava/dolma) gibi deniz ürünlerinden oluşuyor. Tabii, sızma zeytinyağı ile servis edilen salatalar da Menünün ayrılmaz parçası... Balık keyfinin üzerine tatlı isteyenleri ise ayva tatlısı, şekerpare, helva gibi tatlılar bekliyor. Paket servis hizmeti büyük rağbet görüyor Adem Baba fast food mantığıyla çalışan bir lokanta olduğu için paket servis hizmeti de var. Lokantanın hemen yakınında birkaç metrekarelik küçücük bir dükkanda ayıklanıp pişirilen balıklar, müşterilere üç motosiklet ve bir arabayla dağıtılıyor. Mustafa Akbulut'a göre müdavimleri de civardaki Boğaz semtleriyle Etiler, Ulus gibi gelir grubu yüksek semtlerin sakinleri...

Kardeşlerin başarısından çıkan ders ise şu: Bir balık lokantası rakı satmadan ve kazık atmadan da ayakta kalabilir.

MEHMET KENAN KAYA (Milliyet gazetesinden alınmıştır)

İSTANBUL BOĞAZI'NIN MÜTEVAZİ BALIK LOKANTALARI

"...Artık içkisiz balık lokantalarını bir sahil boyunca her semtte görür olduk. Sağlıklı beslenmek isteyen,acelesi olan hatta sadece çok yerde rastladığından denemek isteyen herkes, daha uygun fiyatlar ile lezzetli,hızlı ama yine de keyifli salaş "has balıkçılar"a gidiyor. "Adem Baba" 1992'de Bebek'te küçücük bir teknedeyken, 8 yıldır Arnavutköy, Satış Meydanı'nda 12:00'den 22:30'a kadar tüm gün, sürekli dolu olan masalarına hizmet veriyor. Hızlı servisi ve samimi ortamıyla "balıkçı" anlayışına "fast food deniz ürünü" anlayışını getiren öncü mekanlardan denebilir.

Hızlı yemek anlayışı çoğunun kafasında temizlik konusunda soru işareti uyandırsa da bunun temizliğe ayrılan vakit ile değil de, olan vakti doğru değerlendirmek ile ilgili olduğu açıkça görülüyor. Bugünlerde yenilen istavritlerin, hamsilerin, kalkanların yanında getirilen en renkli salataları da unutmamak gerek. Diyette olanlara ya da sağlıklı beslenmeyi tercih eden herkese de en ideal öğün olur..."

MİREL ÇİÇEKLİ

FAST FOOD BALIK LOKANTASI

Kozmopolit bir müşteri portföyü olan, içki servisi bulunmayan, kapısında kuyruklar oluşan, Arnavutköy'deki balık lokantası Adem Baba, tam bir fast food restoran.

Bir zamanlar İstanbul'un bir özelliği vardı: Karaköy ve Eminönü'ndeki sandallarda balık ekmek satılırdı. Yıllar sonra bu teknelerde hijyen koşullarının sağlanamadığı anlaşıldı ve düzeltemediğimiz her şeyi yasakladığımız gibi, İstanbul'a özgü bu hoş geleneği de yok ettik. Bir süre Boğaz'da tekneler içinde salaş lokantalar oluşturma yolu denendiyse de, ruhsatsız yüzer restoranların haksız rekabet yarattığı gerekçesiyle bu uygulamaya da son verildi.

Bu nostaljik girişin ardından asıl konuya geçeyim; neredeyse sandallarla rekabet edebilecek kadar ucuza deniz ürünleriyle karın doyurulan bir lokantaya gittim geçen hafta. Evlere servis de var Lokantanın adı Adem Baba. Aynı blok üzerinde üç mekanlık bir kompleks de denebilir buraya. Birinde sadece evlere servis için harıl harıl balık pişiriliyor. Biri daha küçük, yol hizasında bir lokanta, biri merdivenle bir üst kata çıkılarak ulaşılan eski bir evden bozma mekan.

Sahipleri, Karadenizli dört kardeş, önce 1992 yılında Bebek koyunda, teknede balık ekmek satarak başlamışlar bu işe. Yerleşik düzene ise 1998'de geçmişler. Bizim yemek yediğimiz eski Rum evini 2002 yılında restore ettirip genişlemişler. Restoran olarak pek alışmadığımız özellikleri var Adem Baba'nın. Öncelikle kredi kartı geçmiyor. İkinci özelliği içki satmaması. Bir balık lokantası içki olmayınca, adeta 'balık fast food restoranı' haline geliyor. Yiyeceklerini ısmarlıyorsun, çabucak önüne geliyor; karnını doyurup ayrılıyorsun. Bu noktada üçüncü özelliğinden de söz etmenin yeri geldi sanırım: Adem Baba'da rezervasyon yapılmıyor.

Dolayısıyla akşamları, özellikle de hafta sonları tıklım tıklım kalabalık olan bu mekânlarda insanlar kuyruk olup masa boşalmasını bekliyor. Yemeği ağırdan alma şansı yok. Zira tepenizde dikilmiş aç müşteriler lokmanızı sayıp, önünüzdekileri bitirir bitirmez kalkmanızı sağlıyorlar. Restoranın kapısından girerken küçük bir buzdolabı vitrininde günün balıklarını görüyorsunuz. Gördükleriniz, son derece taze, gözleri pırıl pırıl, renkleri canlı, yeni tutuldukları her hallerinden belli balıklar. Zaten burada balığın bayatlaması mümkün değil, inanılmaz bir hızla tüketiliyorlar.

Merdivenleri çıkarken bir kara tahtaya tebeşirle yazılmış günün balıkları ve az sayıda mezeyi fiyatlarıyla okuyup kafanızda siparişlerinizi hazırlıyorsunuz. Ardından, duvarlarında balık ağlarının asılı olduğu, tavandan iple denizyıldızlarının sarkıtıldığı tipik bir balıkçı meyhanesi ortamında boşalan bir masaya buyur ediliyorsunuz. Duvarları tarihi haritalar, eski resimler, gemici düğümlerini, balık çeşitlerini gösteren poster ve levhalar süslüyor. Yer yer de sıvalar kaldırılıp, çerçeve içine alınarak, binanın 1800'lerden kalma geçmişini gösteren eski tuğla duvar kısımları çıplak halde bırakılmış.

Çok kozmopolit bir müşteri kitlesi var Adem Baba'nın. Ünlü yıldızları, üniversite öğrencilerini, Boğaz yalılarında, yakındaki Ulus, Etiler gibi semtlerde oturan ya da çalışanları burada yemek yerken görebiliyorsunuz. Dolup taşması normal Biz iki kişi gittik. Size aktarabilmek için, yiyebileceğimizden fazlasını ısmarladık. Lakerda, balık köftesi, kalamar, salata; bir porsiyon da dil balığı. Midye dolmasını Marmara'dan çıkan midyenin sağlığa zararlı olduğu gerekçesiyle denemedik. Salata çok tazeydi. Lakerda ne yazık ki palamuttan yapılmıştı ve tuzluydu. Buna karşılık yanında taratoruyla kalamar yumuşacıktı. İstanbul'da böylesine yumuşak kalamar tava yapan yer çok ender. Başparmak kalınlığında biçimlendirilip galeta ununa bulandıktan sonra tavada kızartılan balık köftesi için de izlenimlerimiz olumluydu.

Bir zamanlar Rumlar Arnavutköy'de meyhane işletirlerken aynı balık köftesini içine çamfıstığı ve kuşüzümü katarlardı. Bugün bu eski adet unutuldu. İyi ki dilbalığını bir porsiyon ısmarlamışız. Tavada iyi kızarmış orta boy dört dilbalığı tabaktan taşıyordu. İki kişi zor bitirdik. Tatlı olarak da tahin helvası ve kabak tatlısı seçeneklerinden kabak tatlısını ısmarladık. Bol ceviz serpilmiş halde getirildi. Yemeği okkalı Türk kahvesiyle noktaladık. Şimdi işin en can alıcı anına sıra gelmişti; hesabı istemek... Bu yediklerimiz ve bitiremeyip tabakta bırakmak zorunda kaldığımız yiyeceklerin bedeli 45 lira tuttu. Yani kişi başına 22.5 lira. Bütün bu anlattıklarımdan, akşamları insanların burada niçin kuyruklar oluşturduklarını açıklayabildiğimi sanıyorum.

DENİZ ERBİL (Sabah gazetesinden alınmıştır)

PAZAR TAVSİYELERİ

"...Bu aralar eski semtim Arnavutköy'de dolanıyorum. Adem Baba'da sık sık balık ekmek yiyorum. Hele bir de istavrit varsa! İstanbul'da böylesine güzel mezeleri, balığı bu kadar ucuza yemek mümkün mü? Hele Arnavutköy'de! Mümkün. Üstelik eve de servis yapıyorlar. Ev uzaksa paket yaptırabilirsiniz. Ama unutmayın, Adem Baba'da içki servisi yok..."

BALÇİÇEK PAMİR (Sabah gazetesinden alınmıştır) Ağustos 2007

ADEM BABA

İstanbul'da Avrupa Yakası'nda oturuyorsanız, canınız ne zaman hızlı bir şekilde temiz bir ortamda balık yemek istese, hiç düşünmeden gidebileceğiniz bir adres var; Arnavutköy'deki Adem Baba Balıkçısı.

Arnavutköy'de hemen sahile yakın köşede bulunan bu iki katlı, sevimli balıkçıda aklınıza estiği an taze balık ve salata yiyebilirsiniz. Gösterişten uzak dekore edilmiş bu sıcak balıkçının hızlı ve seri olmasında tabii ki alkollü içki servis edilmemesinin parmağı var. Arz belli, talep belli.

Diyelim ki canınız sadece balık, yanında salata istedi. Rezervasyonsuz içeri dalıyorsunuz, bulduğunuz yere oturuyorsunuz, siparişi veriyorsunuz ve şaşırtacak derecede kısa bir sürede balıklarınız masada önünüze geliyor. Burasını ayrıca atmosferi açısından da çok seviyorum. Tek başınıza da gitseniz kimse garipsemiyor. Belli ki maksadınız yalnızca balık yiyip çıkmak. Mevsimin tüm balıklarını en taze ve en ucuz şekilde sunmayı amaç edinmiş bir yer ama tanıdık birçok ünlü simaya da rastlıyorsunuz. Kimse kimseye dedikodusever yiyen gözlerle bakmıyor burada. İyi bir enerjisi var. Sanki yazlık bir sitenin lokantası da burası, içeri giren birbirine selam veriyor.

Tarihçesine gelince; 1992 yılında Bebek koyunda ufacık bir teknede, deniz üzerinde balık yemenin doğallığıyla faaliyete başlamış Adem Baba. 1998 yılında Arnavutköy'de açmış şimdi bahsettiğim lokantasını. 2002 yılında da yine burada ikinci şubesini açmış. Adem Baba isminin nereden geldiğini de merak ediyorsanız onu da belirteyim. Dört Karadenizli kardeşten en büyükleri, namı diğer 'Balıkçı Adem Baba'nın girişimiyle doğmuş bu marka. Daha fazla yazamayacağım; valla canım yine balık çekti. Hepimize afiyet olsun...

ECE VAHAPOĞLU (Takvim gazetesinden alınmıştır) Ağustos 2007

ARNAVUTKÖY'DE BALIKÇILARDAN BALIKÇI BEĞEN

Arnavutköy'deki balık restoranlarının sayısı artıyor. Denize nazır yalılarda hizmet veren restoranlar arasında ucuza balık yemek isteyenler için de, yalıda balık keyfi yaşamak isteyenler için de alternatifler var "...Mevsimlik, ucuz ve hızlı Adem Baba artık bir klasik. Özellikle acelesi olanların ama ucuza lezzetli balık yemek isteyenlerin en çok tercih ettikleri restoran. Burada uzun uzun oturup saatlerce balık keyfi yapmak yok. Ye-çık konsepti hüküm sürüyor. Zaten alkol de yok. Özellikle öğlen yemeklerinde dolu oluyor. Fazla meze çeşidi yok. Ama olanlar yetiyor. Mevsimlik Menüyü incelerken insanın canı her şeyden istiyor. Ama şu sıralar garsonlar dil şiş, ızgara çupra, küçük balıklardan da tekir öneriyor. Yan ürün olarak salata çeşitleri, kabak çiçeği dolması ve mısır ekmeği de var..."

BURCU ALDİNÇ (Sabah gazetesinden alınmıştır)13 Mart 2011

ADEM BABA, ALEM BABA

Evimizde balık kızartılarak yenilirdi. Izgarası için balık lokantasına giderdik ya da balıkçıya gittiğimizde ızgara balık yemeyi tercih ederdik, durumu eşitlemek için. Yine de evdeki balık soframızın keyifini hiç bir yerinkine değişmezdim. Salatanın en tazesi, balığın en anında ve gerektiği gibi kızartılmışı ve tabii ev rahatlığı. Bu lezzetsel özlem İzmir'e aittir. İstanbul beni farklı bir balık gastronomisiyle tanıştırdı. Bir kere balık çeşitleri değişikti. Palamut ve lüfer vardı ama nerede o trança şiş, nerede o ev mutfağımızda kızartılan tombul çipuralar... Annem ayrıca üzerlerine de kızartılmış balığın yağının dökülmesini isterdi. Bandır bandır ye. Çipura yağsız balıktır onun için bu son işlem lezzetine lezzet katar. Böyle coşkulu bir balık ortamından sonra kendimi, İstanbul'da farklı birbiçimde hoşuma giden bir balık yeme ritüelinde buldum. İstanbul yeni bir alem, yeni bir dünya sadece Türkiye için değil, tüm dünya için. Eh, balığını da farklı yiyecektik illaki... Ancak ve ancak... Zarafet ve toplumsal normlar mütasyuma uğrayıp, yaşamın her dalında beklentiler çoğaldıkça balıçılar dahil lokantalar da lezzetlerini, garsonlarını ve mekanlarını farklı biçimde konumlandırdılar. "Müşteri haklıdır" ritüeli adı altında balığın nasıl pişirileceği dahil, mutfakdaki aşçıya harfiyen anlatılmışcasına davranmaya başladılar. Balık lokantaları hele pek kaptırdı kendilerini bu mütasyona. Hâl böyle olunca, yalan söylüyorsam çarpılayım, İstanbul'da balık yemek zevk değil külfet olmaya başladı. Evİmde mİyİm, lokantada mI? Bir gün yolum beni Adem Baba'ya düşürdü. Arnavutköy gibi otantik bir semtin bir köşesinde mütavazi bir balık lokantası bu. Rüya mı görüyordum? Anılarım canlandı. Evimde miyim, lokantada mı? Burası farkı kapatmış, belki de geçmişti. Öncelikle hep diyorlar ya, alınan elektrik önemli. Belli ki sistem iyice oturmuş, pozitif bir servis elektriği vardı. Gözü kapalı işleyen bir sistem nerdeyse... Garsonlar hizmet vermekten o kadar mutlular ki ev sofrası elektriği bu. En çok da kızartılmış balık Menüsü bu keyfi yaşatıyor. Bildiğimiz o ucuz istavrit burada nadide bir balık edasıyla sunuluyor. Helalinden. Kuyrukları çıtır, kelle çıtır ama eti yumuşacık. Evde böyle mükemmel kızartmak güçtür. Üstelik tavadan masaya gelmesi an meselesi, ev mutfağındaki hız bu. Üstelik güleryüzlü bir servis gurubuyla. Garsonların samimiyeti ise boşuna değil zira bir gelen beş-on kez geliyor. Salatalar taptaze. Ah hele o soğan halkaları yok mu... Soğanın snobe edilmediği ender yerlerden birindeyim. Ne mutlu bana. Ancak bu alem yerde içki yok. Balıklı rakı sofrası muhabbeti de... Bu denli işlek olmasının nedenlerinden biri bu. Ben açıkcası balıkla rakı ve şarap iyi gider diye düşünenlerdenim. Eskiden evde öğlenleri balık olduğunda mutlaka bira içilirdi. O da çok yakışır. Ama burada suyla bile balık gastronomisi kusursuz. Bu alem yeri niye yazıyorum... Muhtemelen bu yeri bilen bilmeyenden çoktur. Ancak bir gastronomi yazarı olarak vazifemiz örnek yerlere dikkat çekmek. Bunu da sadece millet gitsin balığını doğru dürüst yerde yesin diye değil, böyle yerler yeni yerlere emsal olsun diye yapmamız gerekiyor. Benim bu yazıda ki amacım tüketiciden ziyade üreticiye, yiyene değil yedirtene... AŞçInIn yaptIĞI yemekten canI çekmesİ lazIm Ülkemizdeki işletme sorunlarından biri devamlılık; yılları aynı kalite ile devirmek. Eskiden bu işe soyunanlar, bu işe baş koyarlardı. O yüzden bir İkbal (Afyonkarahisar), Şükran Lokantası (İzmir), Abudullah Lokantası (İstanbul) gibi yerler efsane yaratarak yılları devirdiler. Kul isterdi ki bunlar hâlâ devam ettirilsin nesillerin lezzet geleneğinin tadını, damağını ve geleceği taşısın. Şimdi ne bir Abdullah ne de bir Şükran Lokantası var. Aslında en yakının kaybetme sızısı kadar acıklı. Değişim hızının fren tutmadığı bir çağda ayakları yere sağlam basanlar gelip geçicilere örnek olmak için en azından aramızda olmalılar. "Bu sürekliliği neden başaramıyoruz" diye tahlil edersek... Sürekli başka yere bakmak, kendi yaptığımız işe saygı duymamak ve yaptığımız işin doğruluğuna, gücüne inanmak... Yemek ortamına ekleyeceğimiz güzel bir örnek şu olabilir: "Eğer aşçı sunduğu yemeği kendisi yiyecek kadar canı çekiyorsa o iş doğrudur." Yaptığı yemek aşçısının da ağzını sulandırmalı. Elinin lezzetini önce kendisi test edecek aşçılar. Adem Baba'da işte bu sorumluluk mevcut. Garsonundan, aşçısına, kasiyerinden parkçısına kadar... Herkes yapılan işten, yaptığı işten memnun. Bu inanç; güven, dinamik ve şenlikli bir ortam yaratıyor. Ambians denilen şeyin ta kendisidir. Dekorunuz istediğiniz kadar çarpıcı olsun, yemeğin tadı yoksa oranın da tadı tuzu olmaz. İnsan değil adım adım, koşarak kaçar bu gibi yerlerden. Bu laflar kuşkusuz lezzet peşinde olanlara; görüntü meraklılarına değil. Bu payda üzerinde Adem Baba koşa koşa gidilecek bir balıkçı kısacası...

ENGİN AKIN (Vatan gazetesi pazar ekinden alınmıştır)15 Kasım 2009

ADEM BABA (17 Eylül 2011 Star gazetesi)

"...Hamsi, sardalya, istavrit, dil balığı, palamut... Av mevsimi başladı, balık yemenin tam zamanı. Peki hangi balığın nasıl hazırlanması, servis edilmesi, yanında neyin iyi gittiği konusunda bilginiz yoksa gelin hep beraber Arnavutköy'deki Adem Baba Balık Lokantası'na gidelim... Çocukluğu Bebek sahilinde geçen Ordulu Adem Akbulut'u, tekne ve balık merakı balıkçı yaptı. Tuttuğu balıkları önce teknede satmaya başladı, 1995 yılında ise tekneden karaya çıktı. Arnavutköy'ün arka sokaklarında dört masalı bir restoran açtı. Bugün o restoran büyüdü, karşılıklı iki ayrı restoran oldu. Restoranı Adem Akbulut ve kardeşleri işletiyor. Adem Akbulut nam-ı diğer Adem Baba'yı 80 yaşında filan zannetmeyin! Kendisi 55'inde. Herkesin babası gibi ve sevgi dolu olduğu için ona bu isim verilmiş. Çekingen, kimseye kimliğini açıklamayan bir kişi. Her gün restoranın önünde ama kimse onun Adem Baba olduğunu bilmiyor hatta bazen müşteriler kendisine anahtar verip "Otomobilimi getirir misin?" diyor. O da sesini çıkarmadan getiriyor. Oysa her sabah saat 03.00'te Kumkapı'daki balık haline giden, balıkları tek tek seçen kişi o. O balıklar sonra tek tek ayıklanıyor, ardından mutfağa götürülüyor. Burada şef Engin Alpaslan tarafından yapılıyor. Alpaslan'ın özelliği balıkta sos kullanmaması. Hatta salataya bile sadece zeytinyağı ekliyor, limon bile sıkmıyor. Adem Baba'nın özelliği pişirme tekniği ve balığın tazeliği. Balık ister tavada ister ızgarada yapılsın asla kurutulmuyor, içindeki su muhafaza ediliyor. Mesela dil balığından yapılan dil şişi tattığınızda balığın lezzetini muhafaza edilerek ızgara edildiğini görüyorsunuz. Şu an hamsi çok lezzetli. Mısır unu hamsinin tadını mayhoş yaptığı gerekçesiyle normal una bulanıp kızartılıyor. Yanında yine restoranda yapılan, içinde krema ve peynir bulunan mısır ekmeği ikram ediliyor. Hamsi çok lezzetli ve yağda kızartılmasına karşın yağlı değil, unu da öyle. Restoranda palamut da deniyoruz ama henüz lezzetli değil. Alpaslan, şimdiki palamutun adının 'Çingene palamudu' olduğunı söylüyor. Tamam isimle bir ayrımcılık yapılıyor ama halk arasındaki ismi bu. Alpaslan'ın tavsiyesi av mevsiminden sonra yağmur yağdığında palamudun yenmesi. Çünkü bir damla yağmur suyu içen palamudun daha lezzetli olduğunu söylüyor. İstavrit ise Boğaz'da Bebek-Arnavutköy arasındaki oltayla tutanlardan temin ediliyor. Olta balığının ezilmediğini, etinin sıkı olduğunu anlatan Alpaslan, istavriti de tavada hazırlıyor. Balık köftesi meraklılarına... Adem Baba'da yiyebilirsiniz. Somon, patates püresi, kaşar peynir, karabiber, köfte baharatı, bayat ekmek, kimyon ve soğanın suyu eklenerek yoğrulan köfte, galeta unu ve yumurtaya bulanıp kızartılarak servis ediliyor. Ama bir uyarı: Restorana gittiğiniz her hangi bir zaman bulamayabilirsiniz çünkü balık köftesi sürekli yapılmıyor..."

(17 Eylül 2011 Star gazetesi cumartesi ekinden alımıştır.)

"Kaçan balık büyük olur, kaçamayan ızgara."